11 Kasım 2012 Pazar

SABIR SERİSİ



SABIR SABIR YA SABIR!
Bir arkadaşım dün akşam aradı ve blogumu büyük keyifle okuduğunu söyledi. Çok hoşuma gitti. Yazmaya yeni başladığım için hem desteğe hem de her türlü eleştiriye ihtiyacım var. Serpilip daha güzel yazabileyim, değil mi?
Benden rica etti sabır üzerine de yazar mısın diye. Bizzat tezcanlı (!) yapıda biri olarak “hemen yazarım” dedim! J Sabır, benim de üstünde kafa yorduğum bir konu. Geçen gün çok güzel bir tweet okudum : “Tanrı’dan sabır isterseniz size sabır mı verir, sizi sabırlı kılacak sahneler mi yaratır?”
Sabrı benim kocamdan öğrenebilirsiniz. Yok adı Sabri değil. (Ay ne kadar bayat bir espriydi! Bazen tutamıyorum kendimi.) Ben de ondan öğreniyorum. Kocamın adı Çağrı.  Oturur ve saatlerce oturabilir öylece. Canı sıkılmaz. Kahve ister mesela. Sadece bir kere söyler, 1 saat sonra bile yapıp getirsem, oturur bekler. (Şimdi bazı feminist kesim celallenmiştir “kahvesini senden mi istiyor!?” diye, kahveler benden çaylar ondan, aramızdaki anlaşma böyle.) Çevresinde olup bitenler onu ne kadar rahatsız ederse etsin, şikayet etmez.
Kayınvalidem kadar olmasa da ben de “hemen, şimdi, hadi, çabuk!”çu yapıdayım. Neyse meditasyonlarım sağolsun biraz törpülendim ama tam değil. Çağrı ise sonsuz zamanı olduğunu bilerek yaşıyor. Doğru zamanda, en ideal, en hayırlı şekilde, acele etmeden. Zamanla yarışmadan, ona teslim olarak.
Zaman, bizim içinde yaşadığımız şekliyle lineer. Yani düz. Bir başı, bir sonu var. Oysa holistik olarak bakan gözden dünyada her şey “şu an”da oluyor ve bitiyor. Bir başlangıç veya bir son yok. Sonsuz başlangıç ve sonlar var. Bizim zihnimiz, at gibi ordan oraya koşturuyor. Oysa sonsuzlukta koşturmaca da yok. Bir yerden bir yere kavuşmaca da.
Ben kendime sabrı nasıl öğretiyorum biliyor musunuz? Hani çocuklar annelerini babalarını taklit ederler ya, ben de Çağrı’nın bayıldığım bu yönünü oyunbaz bir şekilde taklit ediyorum. Mesela birşeyi delicesine istiyorsam, “burda Çağrı nasıl yapardı?”, diye düşünmeye başlıyorum. Tam olarak onun gibi durgun olamasam da benim obsesimi kesiyor en azından. Obsesim kesilince de istediğim şey çabucak oluveriyor.
Sabretmeyi öğrenmek için en iyisi, kendinize sabırlı bir rol modeli bulmak. Ama merak etmeyin, yoga, nefes, meditasyon ve özbilgisiyle meditatif haliniz arttıkça, zihniniz biraz daha huzura kavuştukça, daha sabırlı olacaksınız.
Başka bir yol da sabırsızlığınızı kendinizden ayırıp onu gözlemlemek. Sabırsızlık darlık duygusu ve güvensizlikten kaynaklanıyor. “Hayata güvenmiyorum, bana herşeyi vermedi her zaman.” Uyanıp görmek lazım, şu anda gereken her şeye sahibiz. Ne eksik, ne fazla. Her şey, şu anda tam. Bunu gözlemleyince, bırakıverir sabırsızlık sizi. Düşer kalbinizden ve kalbinizi sıcacık bir doygunluk duygusu kaplar.
Hatta nihayetinde kısmetse öyle bir an gelecek ki, uğrunda sabır dilenecek arzunuz bile kalmayacak... 
 

 


 
YÜRÜ YA(Ğ) KULUM!
SABIR SERİSİ VOL.2
Efendim, İtalyanlar makarna pizza yiyorlarmış da, Fransızlar peynirleri şarapları güpletip kilo almıyorlarmış da biz neden alıyormuşuz. Nedeni çok basit, sen 10 tane yerken o 4 taneyle doyuyor mesela. Sen çekirdek çitleyerek televizyon izlerken o saatlerce yol yürüyor mesela. Sabah kahvaltısında fransızlara bir kruasan bir kahve yallah. Bizim gibi oturup “ooh, şu peynirden de alayım, yok ekmeğimi yumurtaya da banayım”, yok onlarda.
Şaka bir yana, bazı insanlar biraz daha hızlı hazmederler, metabolizmaları daha hızlı çalışır evet bu doğru ama insanoğlunun hazım sisteminin de bir ortalaması var. Hesap çok kolay : Ne kadar kalori alıyorsun, ne kadar yakıyorsun. Haftada normalde aldığınızdan 500-1000 kalori az aldınız mı yarım ile bir kilo arası veriyorsunuz.
Diyetteyken herşey günah, çıkınca da herşey sevap anlayışı bizi mahfediyor. Aslında ne yediğinin çok bir önemi yok. Herşeyi yiyebilirsin. “Ne kadar” yediğinin önemi var. Çoğunlukla ayarsız yiyoruz. Neyden ne kadar yediğimizden emin olamıyoruz. “Bir lokmacık yedim işte”yle olacak iş değil bu. Oturun, neyi ne kadar yediğinizi yazın ben size kalorisini hesaplayayım. “Aboooov!” diye gözleriniz pörtler. 
Gerçekten kilo vermek istiyorsanız, bu işte disiplin kısmı çok önemli. Ama sadece disiplinle de olmaz, inanacaksınız olabileceğine. Kendinize bunu hak görmeniz gerek. Mideye indirmeden önce kendinize şunu sorun : Zayıflamış halinizi mi daha çok seviyorsunuz yoksa o bir ekstra köfteyi mi?
Şunlar çok önemli :
-       Yağlarınız 1-2 haftada erimeyecek. Kalıcı form istiyorsanız bu, size de bağlı olarak 2-3-4 ayınızı, belki daha fazlasını alacak.
-       Sofradan ¾ dolu mideyle kalkmaktan zarar gelmez. Asla patlarcasına yemeyin.
-       Kendi belirlediğiniz de olsa yine de bir disipline girmeniz gerekecek.
-       Şok diyetler sizi sadece sağlıksız yapar, aç bırakır.
-       2 hafta düşük kalorili beslendiniz diye 3. Hafta size abanma lüksünü vermez.
-       Çok sıkı diyetlerin sonu sıkı yemelerdir (Buzdolabında uykuya dalan?!?)
-       Hareket etmek şart! (Günde min. 30 dakika) Hem enerjinizi arttırır, hem seratonin miktarını
-       Acıkmadığınız sürece hiçbir şey yemeyin.
-       Sabah kalkar kalkmaz en az 500ml su için. (içebiliyorsanız 1lt)
-       Yavaş yeyin kimse sizi kovalamıyor. İyice çiğneyin.
-       Yemekle beraber birşey içmeyin. İlla “lokma gitmiyor boğazımdan içesim var” diyorsanız, o zaman ılık su. 
-       Sağlıklı ve fit bir hayatı yaşam biçimi ve genel bir iyilik&mutluluk halini yaşam biçiminize çevirmek istiyorsanız, yoga, nefes ve meditasyona da merhaba demenizi öneriyorum.
 

 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder