7 Temmuz 2014 Pazartesi

Ofiste Yoga




Yoğun bir iş temposunun içindeyiz. Bilgisayar başında ve trafikte geçen saatlerin haddi hesabı yok. Eve yorgun dönüyoruz fakat bu yorgunluğun kaynağı fiziksel olarak çok yorulmuş olmak değil; zihinler çok yorgun. İş stresi bitiyor, ev stresi başlıyor. Çocuklar, okul, yemek, ödevler...
O kadar çok düşünce var ki aklımızda!.. Geçmiş, gelecek, geçmiş, gelecek... Zihnimiz savrulup duruyor.

Geçmişi düşününce özlem, pişmanlık veya öfke hissederken; geleceği düşünürken bazen umut doluyoruz; bazen de korku, kaygı veya endişe duyuyoruz. Bütün bu düşünceler, dikkat ederseniz fiziksel etkileriyle birlikte geliyor. Kaygı, telaş, korku, öfke başımızda, beynimizde, karnımızda, midemizde sırtımızda olmak üzere vücudumuzun çeşitli yerlerinde toplanıyor ve bize fiziksel ağrı ve hastalıklar olarak geri dönüyor.

Genellikle seminerlerde en çok karşılaştığım şikayet boyun, bel, eklem, omuz ve sırt ağrılarıyla güne uyanmak ve gün boyunca bu ağrıların devam etmesi. En şiddetli zihinsel ağrımız ise stres.

Doğduğumuzdan bu yana, pek çok şey öğrenmiş olsak da; ne aile içinde, ne de okul hayatında bir konuya çok fazla değinilmedi; o da sanırım cevabı tam olarak bulunamadığı için: Olumsuz duygu ve düşüncelerle nasıl başa çıkılabileceği... “Anne korkuyorum!” “Korkma canım, ne var korkacak?..” “Peki sen hiç korkmuyor musun anne?” “... Yemeğini ye...”

Bir sürü formül ezberledik ama öfke, korku, kaygı, telaş ve takıntı başta olmak üzere tüm streslerimizden nasıl kurtulabileceğimizin formülünü kimse bize ezberletemedi...  Bilinmiyordu çünkü... Rehberlik ofisine dert anlatmaya gidip; defalarca kendimi dert dinlerken bulmuşluğum vardır...
İçimizde halledemediğimiz bu duygular zaman içinde, çocukken neredeyse tamamına yakınını kullandığımız akciğer kapasitemizi azalttı ve biz stresli bir hayatın kısa ve kesik nefesleriyle devam ettik hayata.

Olumsuz duygularımız bizi fiziksel ve sinirsel olarak da etkiledi. Hatta insan  psikolojisinin bağışıklık ve sinir sistemi üzerindeki etkilerini araştıran yeni bir bilim dalı ortaya çıktı: Psikonöroimmünoloji. Kısaca, stresin vücutta biriktiğini, uzun ve orta vadede sinir sistemini ve bağışıklık sistemini etkilediğini deneylerle açıklıyor: Duruş bozukluklarından, omurgayla ilgili problemlere; çeşitli fiziksel ağrılardan depresyon ve panik atağa dek...   

Dikkat ederseniz bütün duyguların nefeste karşılık geldiği bir ritim var.  Stresli zamanlardaki nefesinizle, mutlu ve keyifli olduğunuz zamanki nefesiniz aynı mı?.. Stresliyken nefesimiz kısa ve kesik kesik olur. Huzurlu anlarımızda ise uzun ve derin. Zihnimize zihin seviyesinden emredemiyorsak bile, nefesi doğru kullanarak ve akciğer kapasitesini arttırarak bunun mümkün olduğuna ben on sene önce üniversitedeyken şahit oldum. Üniversitede hasbel kader katıldığım, kökenini yogadan alan 15 saatlik bir program olan “Art of Living Nefes Alma Sanatı Programı” ve orada öğrendiğim teknikler sayesinde yaşamı daha kaliteli ve daha büyük bir zevkle yaşamaya başladım. Hindistan, Yeni Zelanda ve Güney Afrika’da katıldığım yoga, nefes ve meditasyon eğitimleri sayesinde, tekrar yaşamaya başladığımı hissettim. Başka bir deyişle, yaşamayı yeniden öğrenmeye başladığımı...

Yoga, esasında 5.000 sene önce Hindistan’dan gelen evrensel bir bilgi ve bilgelik yolu. Sağlıklı ve mutlu bir yaşamın formülünü anlatır. Yoga, sadece fiziksel hareketler değildir; hatta fiziksel hareketler yoganın çok ufak bir parçasıdır.

Yoga, sadece mat üzerinde tayt giyerek uygulanmak zorunda da değil... Ofiste ceket ve kravatla, iş kıyafetlerinin içinde de yapılabilir. Bulunduğunuz yerde, birkaç derin nefes alıp vermek, 3-5 dakikalık nefes egzersizleri, 15 dakikalık nefesle senkronize yapılan esneme hareketleri ve ardından 5 ila 10 dakikalık bir meditasyonla, hem ağrılardan kurtulmak ve enerji dolmak, hem de zihne berraklık ve konsantrasyon kazandırmak mümkün. Yoga’nın mucizesi de bu zaten... Kısa zamanda, kesin ve etkili sonuç vermesi.  


(Bu yazı, Sri Sri Ravi Shankar’ın bilgilerinin ilhamı ve ışığında yazılmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder